Tüketici Hukuku

tuketici-ukuku-gorseli-01

Tüketici HukukuTüketici Hukuku

Tüketici Hukuku Çözümleri
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu, vs ilgili yönetmelikler alanına giren konuların, Tüketici Hakem Heyeti ve Tüketici Mahkemelerinde görülen ihtilaflı hususların çözümünde hizmet verilmektedir.
Tüketici Hukuku alanında verilen hizmetlerden bazıları şunlardır:

Tüketici ve Ticaret Mahkemelerinde görülen uyuşmazlıkların çözümü.
Alım satım sözleşmelerinin düzenlenmesi ve/veya incelenmesi – denetlenmesi.
Tüketici hukuku alanında tüm mevzuatın güncelliğinin takibi.
Tüketici Hakem Heyeti nezdinde yapılacak işlemler.
Tüketicinin şikâyetlerine karşı hukuki çözüm yolları üretmek.
Satıcı ile alıcı arasında yapılacak sulh görüşmeleri, protokole bağlanması.
Ayıplı mal ya da ayıplı hizmetten kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümü.
İnternet ortamında yapılan alışverişlerde (e-ticaret) yaşanan hak ihlallerinin çözümü.
Tüketicilere hakları konusunda kapsamlı danışmanlık hizmeti verilmesi.
Tüketici Kanunu ve Hukuku Hakkında Bilgi Notları:
Tüketici Kanunu’nda tüketiciler ile yapılacak sözleşmelerin ve bilgilendirmelerin şekil şartı belirlenmiştir. Buna göre, sözleşmeler ile bilgilendirmelerin anlaşılabilir bir dilde, açık, sade ve okunabilir bir şekilde, en az on iki punto büyüklüğünde olacak şekilde düzenlenmesi zorunlu tutulmuştur. Sözleşme ve bilgilendirmelerin tüketicilere kağıt şeklinde veya kalıcı veri taşıyıcısı ile verilmesi gerekmektedir. Böylece, daha sonra ortaya çıkabilecek ihtilaflarda tüketicinin mağdur olması engellenmiş olmaktadır. Söz konusu fıkranın devamında, sözleşmede bulunması gereken şartlardan bir veya birkaçının bulunmamasının hukuki sonuçları düzenlenmiştir. Buna göre eksiklik sözleşmenin geçerliliğini etkilemez. Sözleşmede bulunması gereken şartların eksikliği halinde, bu eksikliğin sözleşmeyi düzenleyen tarafından derhal giderilmesi öngörülmüştür.

Kanunda sözleşmede öngörülen şartların, sözleşme süresi içinde tüketici aleyhine değiştirilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Böylece sözleşmelerde tek taraflı olarak ve tüketicilerin aleyhine olacak şekilde değişiklik yapılmasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Kanunda taksitle satış, tüketici kredisi ve konut finansmanı gibi bazı sözleşme türleri bakımından öngörülmüş olan bu esas, yeni Tüketici Kanunu‘nda tüm tüketici işlemlerini kapsayacak bir temel ilke olarak kabul edilmiştir.

Tüketiciden kural olarak sözleşme ile belirlenen dışında ek bir ücret talep edilemez. Bunun sebebi piyasada özellikle tüketicilere sunulan mal ve hizmetler için ödenecek ücretlerin kapsamının belirlenmesinde zaman zaman sorun yaşanmasıdır. Tüketici bir sözleşme yaparken, edineceği mal ve hizmeti bir bütün olarak algılar ve bunun ücretini ödediğini düşünür. Tüketicinin haklı olarak bir bütün şeklinde algıladığı ve tek bir fiyat belirlediği edimin sonradan parçalara bölünmesi ve her bir parça için ek ücret talep edilmesi hakkaniyete aykırıdır. Diğer yönden bir sözleşme kapsamına giren bütün edimlerin sözleşmenin asli fiyat pazarlığına dahil olduğu şeklinde yorumlanabilir ve yan edimler sebebiyle ücret talebi tamamıyla engellenirse, bu durum fiyatların artmasına sebep olup, tüketici aleyhine sonuçlar doğurur.

Yukarıda anılan sebeplerle bir sözleşmede neyin değiş tokuş dengesi içinde olduğu, neyin asli edim neyin yan edim olduğunun tespiti büyük önem taşımaktadır. Bu tespitin yapılabilmesi amacıyla, kanunda ticari veya mesleki amaçlarla hareket edenlerin tüketiciden hangi durumlarda ek ücret talep edebileceğine dair düzenleme mevcuttur. Buna göre ortalama bir tüketicinin kendisine sunulan edim kapsamında saymakta haklı olduğu, ana sözleşme ücreti dahilinde bu edimi de ödediğini düşündüğü hallerde ayrıca ücret talep edilemeyecektir.
Burada kast edilen sübjektif bir tüketici beklentisi değil, ortalama bir tüketicinin genel, haklı ve objektif algısıdır. Bunun tespit edilmesinde ise yargı organlarına yol gösterecek olan iki kriter vardır. Öncelikle, kanunda özel olarak düzenlenmiş sözleşmelerde, özellikle edim kapsamında sayılmış olan hizmetler için ayrıca bir ücret talep edilmesi mümkün değildir.

Tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dahil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe sebep olan sözleşme şartları “haksız şart” olarak tanımlanmıştır. Bu düzenleme ile ticari ve mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket edenlerin tek taraflı olarak sözleşmeye dahil ettikleri, üzerinde bir görüşme veya tartışma ya da pazarlık yapılmadan kabul edilmek zorunda kalınan ve tüketicinin aleyhine olan sözleşme şartlarına karşı tüketici korunmak istenmiştir.

Tüketici ile kurulan sözleşmelerde yer alan bir şartın haksız şart olarak kabul edilebilmesi için iki unsurun bir arada bulunması gerekir. Bunlardan birincisi, tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dahil edilmesi, ikincisi ise tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olmasıdır.

Kanunda haksız şartların yaptırımı olarak kesin hükümsüzlük öngörülmüştür. Söz konusu düzenlemeye göre sözleşmenin haksız şartlar dışındaki hükümleri geçerliliğini koruyacaktır. Bu durumda belirtilmesi gereken bir diğer hususta, sözleşmeyi düzenleyenin, kesin olarak hükümsüz sayılan şartlar olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri sürememesidir. Bu yönüyle Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile Borçlar Kanunu’nun “genel işlem koşulları” ile alakalı düzenlemeleri arasında bir paralellik vardır. Zira genel işlem koşullarıyla ilgili Borçlar Kanununun 22. Maddesinde “ Sözleşmenin yazılmamış sayılan genel işlem koşulları dışındaki hükümleri geçerliliğini korur. Bu durumda düzenleyen, yazılmamış sayılan koşullar olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri süremez.” Düzenlemesi bulunmaktadır. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile Borçlar Kanunu‘ndaki genel hükümler arasında farklılık vardır. Borçlar Kanunu’ndaki düzenlemede taraf iradelerine üstünlük tanınmışken, genel işlem koşulları ve haksız şart bakımından zayıfı koruma amacıyla farazi iradeleri göz ardı edilmiştir.